
Allah’ın Emaneti Habibinin Evi olan Nuh’un Gemisi insanlığın 42. döneminde yani günümüzde Ağrı Dağı’nda bulunmuştur. Burada Allah (42) ve en büyük söz olan La İlahe İllallah (142) nurları insanlığı bu döneme ve Gemiye hazırlamışlardır. Tüm dünyada çeşitli imkânlarla 42 ve 142 sayılarına merak uyandırılmıştır. Geminin yerinin bulunuşu Hicri 1420, bize gösterilişi Rumi 1420 yılıdır. Artık insanlığa gösterilme zamanı gelmiştir.
İnsanlık bu nurları alıp hazmederek Allah’ın Gemisi’ne manen binip yine O’nun nurlu dünyasına geçecektir. Herkese bu Gemiye binmek fırsat ve imkanı verilmiştir.
“Yeminle bildireyim ki, biz Gemiyi bir ibret ve işaret olarak arkaya bıraktık. Yok mu araştırıp öğüt alacak.” Kamer, 54/ 15 (Yaşar Nuri Öztürk Meali.)
“Zahmete katlanmayan Cemale müstehak olamaz, Cemali mürşit edinen zahmetin kadrini bilmeli.” Hz. Nuh Aleyhisselam
Maddi ve manevi çalışmalar ve zahmetler sonucunda Gemiyi Kur’an-ı Kerim’de, ilimde, kalbimizde, astralde ve dağda bulduk. Ve insanlığa göstermeye hak kazandık. Bütün bu ilahi hikayeyi diğer çalışmalarımızla birlikte 180’i aşkın kitabımızda M2 Öğretisi kapsamında Gemiyle beraber insanlığa sunmaktayız.
“Selam ona, Mustafa, ‘Kur’an’ın dış yüzü var, iç yüzü var, iç yüzünün de yedinci iç yüze kadar iç yüzü var’ dedi, bunun tefsiri.” … “Kur’an’ın harfleri, bil ki görünür; fakat bu görünen harflerin onlardan çıkan manasının altında, pek kahredici; pek güçlü bir de iç manası var.” … “Onun altında bir iç mana daha, ondan sonra bir üçüncü iç mana var ki orada bütün akıllar yiter gider.” … “Kur’an’ın dördüncü iç manasını, eşi örneği olmayan Tanrı’dan başka kimse görmedi, bilmedi.” … “Ey oğul, sen Kur’an’ın görünen, bilinen dış yüzüne bakma; Şeytan da Âdem’i, ancak toprak görür.” … “Kur’an’ın dış yüzü, bir insana benzer; şekli, kılığı görünür de canı gizlidir.” (Abdülbaki Gölpınarlı, Mesnevi ve Şerhi Cilt: 3 – Sayfa 488, 489, beyit: 4245, 4250.)
“Kur’an’ı Kerim’in içindeki şifreleri çözerek, insan kardeşlerimin eğitimini hızlandırabilmek için inen varlıklar, dünyalar, sistemler eğitimini yapmıştır. Ve artık nöbeti onlar devralarak, öğretici olarak dünyanıza inmiştir.” (Sizin Sırrınız–8, Sayfa 153, Melek Çakus.)
“Din bazı metot ve kaidelerle ‘ispatlı din’ haline gelerek şuurlu iman haline dönüşecektir. Bu sebeple de artık sadece, ‘inanılması gereken şeyler’ değil, aynı zamanda “ispatı da mümkün şeyler’ halini alacaktır.” (Şuurlu İnanç I. Sayfa 20, Turhan Olgaç, 1960.)
Hz. Nuh’un Gemisi’nin yeri önce her şeyin bilgisini barındıran Kur’an-ı Kerim’in içinde, sonra Ağrı Dağı üzerinde bulunmuştur. Sır perdesinin aralanması 44, 19, 42, 142, 4417 gibi birçok sayıların hikmetiyle olmuştur. Böylece Geminin nokta hedefiyle yerini gösteren vahyin ilim olduğu ve Kur’an-ı Kerim’in bir harfinin dahi bozulmadığı ispatlanmış olmaktadır.
“Ellerinde maddi servet ve kudretlerin tılsımını tutan, sözde büyük milletler, istedikleri kadar kendi nizamlarını empoze etmeye çırpınsınlar, elbette çok kısa bir zamanda, zıt mihraklar halinde yoğunlaşan bu kuvvetler birbirlerini likide edecek ve insanlığın beklediği hakiki adalete dayalı yepyeni bir medeniyet fecri doğacaktır. Bu güneş, en büyük medeniyetlerin beşiği olan Anadolu’dan doğarsa kimse hayrete düşmemelidir.” (Ruhsal Rehber, 6.12.1950, Türkiye UFO Raporu, Bilim Araştırma Merkezi, sayfa 5.)
“Hz. Nuh’un Gemisi, zamanı gelince ve çok geçmeden, halen ülkemizdeki bulunduğu yerde, yeniden ortaya çıkarılacaktır. Bu olay, yukarının izniyle gerçekleşecek olan bir özelliktir. Yukarısı istemeden, bu durumun mevcut arkeolojik araştırmalar ve tekniklerle oluşması olanaksızdır.” … “Hz. Nuh’un Gemisi, halen aralarında bir vadi bulunan iki dağdan (Büyük ve Küçük Ağrı) birinin uygun bir platosunda muhafaza edilmiş bir halde bulunmaktadır ve ortaya çıkarılacağı günü beklemektedir. O günlerde artık, beşeriyetin dünya evrimine ait, gereken tüm belgeler, kayıtlar, kalıntılar ve bilgiler tedrici bir şekilde ortaya konulacaktır. Beşeriyet, bu olağanüstü olaya hazırlanmalıdır.” (Türkiye Gizemleri; 1982, sayfa, 29, 43, Haluk Egemen Sarıkaya.)
İnsanlık Gemi ile yeni bir döneme girecektir.
“Şuurlu İnanç devri, dünyayı ya şuurlu bir hale getirecek yahut da mahvedecek bir devirdir. Bunu böyle söylemekle beşeriyetin en mühim devrini idrak ettiğini bildirmek istiyoruz. Zamanınıza kadar dünya maalesef şuurlu iman imtihanlarının hiçbirinde muvaffak olamamış bir tekâmül yeridir. Daha önce; Âdem’den evvel de beşeriyetin bu günkü medeniyet seviyesine ulaştığından, hatta geçtiğinden bahsetmiştik. Kısaca; Şuurlu İman devri beşeriyet için bir ölüm kalım devridir.
Kazanacağınız ve sizi yüceltmeye götürecek olan imanın aynı zamanda size mesuliyetler de yükleyeceğini biliniz. Bu mesuliyetler sizi ya şuurlu imana yahut da mahva götürecektir. Üçüncü bir ara yolu düşünmek ise sadece abestir.” (Turhan Olgaç, Şuurlu İnanç tebliğlerinden)
Ağrı’lı bir geçiş sonrası İnsanlık Nurla Tamamlanmış yeni döneme Altın Çağ’a manen Gemiye binebilenlerle geçecektir.
Ömer Sami AYÇİÇEK



